13 Ekim 2009 Salı

HOŞÇAKAL

Hoşça kal; bu sözü günlük hayatımızda öyle çok kullanıyoruz ki, kimi zaman bir dostun yanından ayrılırken, hoşça kal dostum yarın görüşüz gibi. Keşke her hoşça kal demeler bu kadar kolay olsa bu kadar rahat söylenebilse. Genellikle hoşçakallar hüzünlü olur, kimi sevdiğini uğurlar, kimi asker, ama en çok bir yere giderken sevdiğini arkada bırakmak insanı yaralar. Hani derler ya anadan da geçilmez yardan da ama sevgiliyi ardında bırakmak daha bir acımasızlık gibi gelir insana, gözün arkada kalmak denir ya kalan sadece gözün olsa ama aklın hep geridedir onunladır, yürek sevdiğinle bir bütündür onsuz yarım. O zaman kopmak istemezsin gözyaşların sel olup akar gözpınarlarından delicesine, sımsıkı sarılsın kokusunu çekersin o gülleri kıskandıracak derecede mis kokusunu, okşarsın o kızıl güneş rengi saçlarını, öpersin ama doymazsın o daldan tatlı dudaklarına. İstersin ki yüreğini söküp alsınlar o bunun kadar acı vermez o zaman bir anda her şeyden kurtulursun hiç olmazsa.
Bir daha ne zaman göreceksindir bir daha ne zaman o şaçlarını okşayacaksındır, ya da ne zaman bu uzaklık yakın olacaktır artık. Otobüsün veya bindiğin her neyse merdivenlerini çıkmaya başlarsın dönüp ardına baktığında onunda sel gibi akan gözyaşlarını görürsün bu seni biraz daha yaralar onun üzülmesini istemezsin çünkü onun bir damla gözyaşına dünyaları yıkan sen şimdi senin gidişine ağlıyordur. Sen ağlatıyorsundur onu hiç yapmak istemediğin bir şeyi yapıyorsundur ama mecburiyettendir gidişin, çünkü uzaktan sevmenin tatlı buruk acısını yaşıyorsundur kaderin böyledir, olsun bir gün elbet daimi yanında olacaksın bunun mutluluğu da vardır içinde, hoşça kal demek zordur sevgiliye her ne olursa olsun içinde bir yumrudur, boğazında yutkunamadığın bir düğümdür.
Yüreğini onun yanında bırakırsın, onun yüreği de seninledir. Göz görmese de yüreğinin içinde onun olduğunu bilirsin. Bazen lanet edersin bu uzaklığa isyan edersin ondan niye böyle uzaktayım diye ama bunda da bir hayır vardır dersin ve kendini avutursun. Uzaktan sevmek acıdır acıların en zalimidir. Ayrılık vakti gelmiştir artık bindiğin aracın penceresinden son bir defa daha bakarsın, geriye dönüp gitmemek istersin aradaki engelleri o anda kaldırmak istersin, ama nafile dedim ya mecbursundur gitmeye. Aracın hareket etmeye baslar ağır ağır, ardından el sallarsın boynun bükülür daha bir çılgın akmaya başlar gözyaşların tutmaya çalışırsın ama nafile gidiyorsundur, hoşça kal, hoşça kal elbet yine gelirim her seferinde ayrılmamacasına geliyormuş gibi yine gelirim sen ol yanımda sen tut çocuk yanımın ellerinden, bu yürek daima senin hoşça kal. Yazan: Orhan keşkekoğlu

12 Ekim 2009 Pazartesi

BİR HASRETİN ÖYKÜSÜ

Hasretin acısını, geceleri ay ışığına bakıp ta sevgilisinin yüzünü gördüğünde anlar. Çünkü ay’da insanın sevdiğinin yüzü görünürmüş derler, ya da sevdiğinin yanına gittiğinde yaşanan, onunla geçirdiğin en güzel saatleri, en güzel anları yanından dönerken beraberinde getirdiğinde başlar. Tek başına kalacaksındır, ondan uzak ona hasret, uykusuz geceler ve nöbetler başladığı zaman anlarsın hasretin ince uçlu iğnesi olduğunu. Batar, acıtır ama tatlı bir acımadır.
En çokta geceleri, karanlık bastığında sessizliğin sesini dinlediğinde insanın sevdiği aklına gelir. Yüreğine o iğne o zaman saplanır işte, yalnızsındır, yüreğin onun için atmaktadır, sen sadece yaşarsın, çünkü onu hayat yapmışsındır, bir anda bütün dünyanın o olduğunu fark edersin her şey onun etrafında dönmektedir. Sevdiğin en yakınındır, yalnız olan bir insan için tanrıdan en büyük ödüldür senin için.
Birde yağmur yağdığında anlarsın hasretin acısını, çünkü onunda sana hasretken ağladığını bilirsin, yağmur yağar, yağmurla sen ve senin yüreğinde ağlar. Gözyaşların hasret yangınlarını söndürmese de bir nebze olsun içini rahatlatır. Tek umudun vardır, sesini duyabilmek ya da onunla geçirdiğin en güzel en özel anları düşünüp biraz olsun içini rahatlatabilmek tek tesellin olur.
Bazen kokusu gelir burnuna yüreğin cız eder gözlerin nemlenir, o anda dünyaları yıkmak istersin ona kavuşabilmek için ne engel varsa aşmak, bir sel gibi çağlayıp ona koşmak istersin, boğazın düğümlenir, yutkunur durup kalırsın.
Öyle bir an vardır ki sesi kulağına gelir gibi olur hemen ardına dönüp sarılmak gül tenini koklamak o güneş parıltısındaki saçlarını okşamak istersin ama nafile arkanda koskocaman bir boşluk vardır, hiçbir şey söyleyemezsin. O anda tek avuntun resimlerine bakmaktır. Saatlerce o resimlere bakarsın o resimlerle konuşursun ne zaman sesini duyabileceğim ne zaman görebileceğim seni dersin. Aslında uzaktan uzağa sevmek deliliktir, ama olsun sevgi olduktan sonra aradaki mesafeler dümdüz bir ova gibi oluverir insana, her zaman yüreğinin bir tarafı eziktir bir tarafı yitik, ama olsun seviyorsundur seviliyorsundur çünkü orada onun yüreği elinde burada senin. Yemininiz vardır kendinizce ellerimden ellerinin yüreğimden yüreğinin dudaklarımdan dudaklarının ellerimden ellerinin izi hiçbir zaman silinmesin.
Sevmek güzeldir sevmesini bilirsen, sevilmek güzeldir seni seveni iyi seçersen

YÜZLEŞME

Biliyorum söylemesi bile yüreğimi kor bir ateş gibi yakıyor, yoksun ben sensiz çaresiz bu viran olmuş gönül bağımda, yaşamaya çalışıyorum hatıralarımla. Karanlıklar içindeyim sen gittin gideli, tutunacak bir dalım yok, tükeniyor her gün biraz daha ümitlerim kendimi unutuyorum artık biraz daha yaklaşıyorum sonu aydınlık olan ışığa. Biliyorum sen yokken iflah olmaz bu benliğim, mevsim bahar iken kışa döner gençliğim, sen yokken zaten ben bende değilim, bilinmez bir meçhule gidiyor tüm emeklerim. Oysaki sen varken ben bendim seni hayat yaptım ve seni yaşıyordum, seninle kurmuştum koskoca dünyada mutlulukla dolu bir hayat, sen vardım her anımda, her saniyemde, sigaramı sen diye içiyordum seni içime en derine çekiyordum, sen hayat bağımın düğümü idin, sen ilkim, sen nokta koyduğum hayatmın son cümlesi idin, seninle anlam kazanıyordu her şey, sen yaşatıyordun beni ve benimle olan seni ama yoksun şimdi, boynum bükük yaşıyorum, yaşamak denirse bir yanım olmadan yüreğim olmadan yaşamak denirse yaşıyorum ve daha ne kadar giderim bilmiyorum. Elimden aldılar her şeyimi, şimdi viran olmuş tükenmişim sensiz, meğer sen hayatımın anlamı yaşama nedenim sen her şeyimsin. Bu ayrılık bize yakışmadı sevgilim, şimdi kim tutar ellerimden beni sen kadar kim anlar hayat denilen acımasız çirkef kadından, kim kurtarır düştüğümde elimden kim tutar, yoksun bir tanem, gözyaşlarım birer hançer olsa saplansa bedenime kurtarsa bu acılarımdan. Artık dayanamıyorum yokluğuna, yakında doğum günün ve sen yoksun beni bir başıma bırakıp gittin, neden benide yanında götürmedin, benim sensiz yapacak bir şeyim yok ki, sudan çıkmış balık gibiyim elim kolum bağlı, bir yanım yitik bir yanım ezik, yokum yok olmaya da devam ediyorum. Acaba Allah’a yalvarsam seni bana geri verir mi ya da beni sana gönderir mi? Canım can damarım nerdesin biliyorum beni duyuyor, görüyorsun ne olur artık dayanamıyorum sensizliğe, baharda kışı yaşıyorum, saçlarıma çoktan kar yağdı bedenim üşüyor, uyku nedir unuttum senin gittiğin günden bu yana, yastığım taş gibi geliyor, sen olmayınca yanımda, üşüyorum, ben ben değilim aklım sende, gülmüyor yüzüm, lal olmuş hiçbir şey söylemez dilim. Biliyorum çok yakındır sana gelişim, seni çok özledim geleceğim sevgilim yine seninle yine el ele olacağız, yine sana seni seviyorum diyeceğim, yine ellerini tutacağım, yine o gül kokulu şaçlarını okşayacağım, sen benim başlangıcım sonumda sen olacaksın, biz böyle mi yemin etmedik, ne ben seni ne sen beni yalnız bırakmayacaktık, ama sen gittin beni bıraktın burada bir başıma, yürüdüğüm yollarda, baktığım her yerde sen varsın, dayanamıyorum dayanmama engel oluyor hatıralar, geliyorum sevgilim, canım, kanım her şeyim, bak uzattım ellerimi tut hadi,tut ne olur bak kapanıyor gözlerim geliyorum bir tanem , mevsimleri bahar yapmaya seninle yeniden yeni bir dünyada hayat kurmaya geliyorum.Görüyorum seni bembeyaz elbisenle karşımdasın ellerimi uzattım bak sana hadi tut ne olur,sarıl bana bırakma,bak kavuştuk yine geleceğim dedim bak geldim,bırakmadım seni bir tanem bırakmadım.Yine kaldığımız yerden başlayalım bu bambaşka dünyada yine yeniden bir dünya kuralım.


Yazan : Orhan keşkekoğlu

11 Ekim 2009 Pazar

MUTLULUK KAÇ PARA

Mutluluk para ile satın alınabilecek bir şey değil, birini sevindirmek için sadece maddiyata yönelik bir şey yapmaya gerek yoktur. Maneviyat yönünden yapılan her şey paranın önüne bile geçebilir aslında, ama bizim tek düşüncemiz maddiyat olduğu için her şeyimizi paraya endeksleyip kendimizi ve maneviyatı unuttuğumuz için birini sevindirmeye hemen maddi yönden bakarız. Beni yanlış anlamayın tabiî ki maddiyatta önemli ama bir an durup düşündüğümüzde para ile yeri geldiği zaman mutluluğu satın alamıyoruz, sadece beğendiğimiz bir şeyi aldığımızda o anda mutlu oluyoruz ama sonra kullanıldıkça sıkılmaya ve aldığımız günkü heyecanını yitirmeye başlıyor. İşte o zaman yine maddiyata başvurup kendimizi yine o an mutlu edebilmek için yeni bir şey almaya yöneltiyoruz. Bunu demekten kastım sadece maddiyata yönelik işlere dönük bir hayat yaşamak insanı hayatın bir takım yönlerinden soyutluyor. Ne kadar hayatımız içine girmiş maddiyat hâlbuki yaşadığımız ortamda gücü az olup ta mutlulukla yaşayan nice aileler var, bunlar geçinmek için kıt kanaat geçinirken evlerinden şen kahkahalar yükseliyor, onlarında hakkı değil mi bol para ile yaşamak ya da bir değimle açıklarsak bir eli yağda bir eli balda yaşamak onlarında hakkı değil mi? Yaşadığımız şu hayatta maddiyatı yüksek olup evladından veya kendinden bir özrü olan yok mu? Var tabii örnek vermek gerekirse Türkiye’nin sayılı zenginlerinin bile evlatları özürlü, anlatmak istediğim maddiyat olmuş ama sağlam bir kişinin yerinde olabilir mi? O yüzden halimize biraz olsun şükretmemiz gerekmiyor mu?
Babalarımız veya annelerimiz bile biz küçükken bu hataları yapmadılar mı yeri geldiği zaman bizim gönlümüzü almak için oyuncak veya okula başladığımız zamanlarda karne zamanları bize ödüller almadılar mı? Ben bunları hata olarak görüyorum çünkü çocuk ne yapıyorsa kendi için yapıyor ve çocuğun gönlünü maddiyatla almaya çalışıyoruz. Bunun yerine ona anlatmayı veya ona sevgimizle yaklaşmayı beceremiyoruz. Nede olsa ona aldığımız bir oyuncak onu mutlu ediyor sanıyoruz ve o çocukta bunu ileriki yaşamında kendi evlatlarına yansıtıyor ve onların gönlünü maddiyatla almaya çalışıyor. Hal böyle olunca toplumda maddiyat her kapıyı açar olgusu başlıyor bu seferde, bunun önüne geçmek imkânsızlaşıyor ve zamanla bir kalıp bir klişe haline geliyor. Hatalarımızın farkına varmak için geç kalmadan bir an önce düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekmiyor mu? Onun için çocuklarımız olsun kendimiz olalım hayatımızda gerekli ama mutlu yaşamak için maneviyat bunlardan daha gerekli değil mi? Eşler arasında bile maddiyat yönünden bir takım sürtüşmeler yaşanıp yeri geldiği zaman boşanmalara kadar gidebiliyor, bunun önüne geçmenin tek yolu eşlerin birbirine karşı anlayışla davranmaları gerekmiyor mu? Aslında birçok soru var ve cevapları kendi içimizde biraz düşünüpte kendi başımıza kaldığımızda bunlara rahat bir şekilde çözüm bulabiliriz. Yazan:Orhan keşkekoğlu

10 Ekim 2009 Cumartesi

SEN Mİ BÜYÜKSÜN BEN Mİ?

Hayatla oyun olmuyor anlaşıldı, çocuk gibi çelme takıp düşürüp ardından kahkahayı basmak olmuyor hayata, ya da apartmanın zillerine basıp kaçarken ki keyfi vermiyor hayatla oynamak, hani çocukken düşüp ağlarsın ardından acısını unutup oyuna devam edersin ya işte öyle olmuyor hayat düştün mü kalkabilmek için uzun bir zaman geçiyor aradan. Ama şu bir gerçek hayatı oyuncak gibi oynamak var direnmek ona karşı, işte o zaman bu lafı söyleyerek sen mi büyüksün ben mi deyip hayatı dolu dolu yaşamayı seçenler ne güzel yapmışlar, ne dertleri kafaya takıyorlar nede üzüntüleri belki kendilerine göre dertleri var ama nede olsa hayatta her şey olur ama olsun hayat yaşanmak için deyip yaşamın zevkini tadını çıkarıyorlar. Biz böyle olamadık hayatın en uç noktalarında gezinemedik, bize söylenen bir söz vardı o zamanlar komik gelirdi gülerdik ama haklılarmış, koşan atın boku seyrek olur derlerdi, yani işin gerçeği hayatı bile sindirerek yaşamakta güzel, çabuk koşan çabuk yorulur aslında ne hızlı ne yavaş en güzeli her şeyi orta kararında yaşamak en iyisi.
Anladım ve anlatmak istedim hayatın beleş olmadığını yaşarken bile ücret ödüyoruz hayata bu maddi olarak değil tabi maneviyatımızdan alıyor hayat, ya üzüntü veriyor ya hastalık, böyle ödüyoruz, maaş farkı olarakta biraz mutluluk veriyor şimdiki yaşadığımız zamanla aynı aldığımız maaşla geçinmemiz birbirine uyuyor mu? Aslında ağlanacak halimize gülüyoruzdur, olsun ama gülmekte yaşadığımız hayatta birazda vergiden kaçırmak olmuyor mu olsun hep hayat bizden götürecek değil ya birazda biz ondan alalım tabi alabilirsek hayat aslında aslanın midesinden çoktan sindirilip çıkmış bile ama biz nede olsa biraz geriden gelip daha midesinde sanıyoruz. Biz geçmişte yaşamayı çok sevdiğimiz için bir türlü geleceğe gelemiyoruz. Yaşlılarımız bile daha gençliğinde yaşarken ya da çocukluk çağını bitirmiş gençlerimiz daha çocukluğundan çıkamamışken hayatı doldurmayı düşünemiyoruz bile.İlk önce bunlardan kurtulmak değil mi birazda kendimizi bir yeniliğe karşı alıştırmamız gerekmiyor mu.Yeniliklerden neden kaçıyoruz yada onları bize çocukken bizi korkutmak için kullanılan o zalim doktorların yaptığı iğneler gibi mi gösterilmiş olması,şöyle mi dediler bize yoksa çocuğuz ya unutmuşuzdur.(Bak hayatında yenilik yaparsan bu hayatın içinde yapacağın yenilik seni yer) acaba böyle mi dediler.Yada yenilik yaparsan torbalılar seni götürür, gerçekten ağlamamız gerekenlere gülmemiz birazda vurdumduymazlığımızdan kaynaklanıyor aslında titreyipte kendimize gelmemiz gerekmiyor mu biraz olsun duyarlı olmak, biraz olsun kendimizin yerine şuan bu hayatın zorlukları içerisinde kaybolmuş,gülmenin ne olduğunu unutmuş olanların yerine koyduğumuzda aslında anlayacağız ki hayatın en güzel meyvelerini biz yiyoruz,en güzel mutluluk şaraplarını biz içiyoruz,ama şükrediyor muyuz,unutuyoruz unuttuğumuz bir çok şey gibi.
Bugün farklı bir konudan bahsettim anlayan anlayacaktır ne demek istediğimi anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az diye boşuna dememişler,elbette anlayan olacaktır olmaz olur mu hiç…..

YAZAN:m.ORHAN KEŞKEKOGLU

8 Ekim 2009 Perşembe

YÜZLEŞME

Her ne yaptımsa bir çare bulamadım yalnızlığıma, tek korkum buydu ve en sonunda başıma geldi. Derlerdi de inanmazdım korkuğun başına gelir fazla üstüne gidersen diye gerçektende öyle oldu. Şimdi inanıyorum. Anlatacağım nerden çıktı ne zaman başladı bu korkum;
Kırklı yaşlarımın başındaydım, artık gençliğim geride kalmıştı. Eskisi kadar zevk almıyordum yaptıklarımdan, ayak uyduramıyordum dünyanın akışına evlatlarıma, artık onlara göre ben çağın gerisinde kalmıştım ve zamanı onlar idare ediyordu sanki. Her gün yeni bir şey çıkıyor ve ben artık o yeniliklere ayak uydurmaya kendimi zorladıkça benden bir şeyler eksiliyordu. Artık ayak uyduramadığımı anlamaya başlamıştım. Bu beni öyle çok üzüyordu ki kendimi hayat sanki bana tamam artık sen biraz kenara çekil sen tamamlanıyorsun diyordu bana.Ama benim daha yapacak çok işim vardı.Hem o kadarda yaşlı değildim daha ama işte hayat insana olduğundan daha acımasız davrandığı için her insana farklı geliyor bu tür düşünceler.Gençken düşünemiyorsun bu zamanlara gelebileceğini o zamanlar yaşlılık bile insanın aklına gelmiyor, sanki yerden yukarda dolaşıyorsun,dünya gözüne tozpembe görünüyor.Keşke o günlere bir gün bile dönüş şansım olsa o günleri bir güne sığdırıp bana sunsalar bana en büyük ödülü vermiş olurlar.Şimdi o günler hatıralarımda tozlu raflarda ve geceleri rüyalarımda tekrar önüme çıkıyor.
Dedim ya hayat su misali akıp geçiyor işte kırk yaşımda geride kaldı korkularımın ilk başladığı zaman şimdi yalnızım ne evimde o şen çocuk çığılıkları, ne hayatımın kokuşturması var, tek yaptığım o dört duvar arasında tek başıma sessizliğin sesini dinlemek, gündüzleri yine biraz iyi de geceleri kafamı yastığa koyduğum anda çöküyor içime hüzün, acaba ne zaman gözlerim açılmamacasına kapanacak diye düşünüyorum ve bu kaçınılmaz bir son benimde bir gün kapanacak gözlerim ve bir daha hiç açılmamacasına.

Aynalara bile küstüm, doğru düzgün göstermiyor yüzümü, her yanım çizgilerle dolu bu ben miyim dediğim zamanlar atık aynalara da bakmıyorum ben ben değilim çünkü ben sadece içimdeki beni kendi yaratığım aynada görmek istiyorum. O zaman istediğim ana dönüp kendimi görmek isteğim gibi görebilirim.Bu benim için biraz daha rahatlatıcı bir durum oluyor.Dedim zaman su misali akıp gidiyor işte bugün varken yarının hatta bir saniye sonrasının ne olacağı belli olmazken bu günü yaşamak bile en büyük ödül aslında,ama içimdeki gençliğe olan özlemi anlatmak yüreğimi derinden yaralıyor.Her ne olursa olsun bu anlarımın tadını çıkarmaya çalışıyorum.En güzeli ise otobüslerde o kalabalıkta her zaman bir yer verenin olması,ayakta yolculuk etmek yerine oturuyorum,yada bir yerde nadirde olsa sıra beklerken yerini veren oluyor işte bu da ihtiyarlığın güzel ve bir o kadarda trajikomik yani, Aslında o şu anlama geliyor sen yaşlısın artık daha fazla ayakta duramazsın, ama benim eksiğim yok ki, olsun genç değilsin artık yaz bunu o bunak kafana.
Şimdi ise unutkanlık bunaklık korkusu başladı. İşte o zaman daha beter alay konusu olmak var gülmek geldi içimden bir anda neyse bu kadar yeterli olacak sanırım,şunu söylemek istiyorum son olarak elbet bir gün sizde yaşlanacaksınız, sizde benim içinde buluğum durumu elbet yaşayacaksınız ve anlayacaksınız ki gençlik gitti mi geri gelmiyor ve en önemli olan hayatı dolu dolu yaşayıp ondan zevk almaya bakmaktır…… yazan:Orhan keşkekoğlu

6 Ekim 2009 Salı

GİDİYORUM

Ardımda bırakarak tüm anıları, içimdeki seni sana emanet ederek gidiyorum. Yüreğim seninle olsun diye sana veriyorum ona iyi bak çünkü ben gidiyorum. Ne olacak bilmiyorum zaten sana hasretken iyice eriyerek bu yürek sensiz boş olacak bir yanım kapalı kapılar ardında kalacak sensiz ruhum, zindan olacak sensiz gecen her bir saat her bir an, ne sesin ne sen olacaksın ne ellerini tutabileceğim ne yüzünü görebileceğim belki arada on beş Dakika sesini duyma şansım olacak ondada sen olacakmısın bilmiyorum. Hayatım hep meçhullerle geçti, şimdi yine bir meçhule gidiyorum bilinmez bir yolda karanlıkta ilerliyorum.
Hayat sürprizlerle dolu kimi güler kimi ağlar, ben ne gülebiliyorum ne ağlayabiliyorum, hayatım seni özlemekle geçerken şimdi daha bir bilinmeze doğru gidiyorum. Sen olmayınca bir gün bir asır gibi olurken şimdi ne olacak, sensiz nasıl geçecek o günler ben sensiz ne yapacağım nasıl nefes alacağım bilmiyorum bilemiyorum. Seni şimdiden öyle çok özlüyorum ki ruhum bedenime sığmıyor ellerim titriyor daralıyorum. Korkuyorum bensiz ne yaparsın nasıl dayanırsın bu acıya bilmiyorum bilinmezler içinde gidiyorum işte açmışım yelkenimi hasret denizinde bir fırtınaya doğru yelken açıyorum ölürmüyüm kalırmıyım bilmiyorum ama seni çok özlüyorum bir tanem seni çok seviyorum. Gidiyorum dedim işte başka diyecek bir şey bulamıyorum.
Gülüm, her şeyim sana bunu yazıp seni üzmek istemezdim ama içimde kopanları seninle paylaşmak istedim. Senden başka kimim var ki şu dünyada beni anlayan derdime derman olan hayat arkadaşım kim var. Çocuk yanım kim var. Ben yokken beni unutma nerde olursam gelirim demiştim gelirim yine bir tanem sen yeter ki beni görmek iste cehennemde olsam da yine çıkar gelirim seni seviyorum. Beni unutma yeter ellerimden ellerinin gözlerimden gözlerinin dudaklarımdan dudaklarının izi hiçbir zaman silinmesin, bu yeminimizdi hatırlarımsın, elbet bir gün sevenler kavuşur ve bizde kavuşacağız bekle beni bir tanem bekle ne olur biz ne badireler atlattık ne olaylar yaşadık ve dimdik ayakta kalabildik bunu da elbette atlatacağız bir tanem sen benimle ol benim yanımda olduğun sürece ben hiçbir zaman yıkılmam acımaz seninle olan ruhum ağlamaz o zaman senin hayalinle gören gözlerim kanamaz o zaman senin için atan bu yüreğim. Beni unutma bir tanem beni yakma ben yokluğunla yanarken birde sen yakma bu çocuk yüreğimi sensizliğin acısı ölümden betermiş meğer şimdiden yaşıyorum bunun acısını ne olur bir tanem beni unutma. Gidiyorum, senide götürüyorum yanımda işte bak tam burada hani başını koyup atışını dinlediğin benim senin saçlarını koklayıp varlığımı anladığım yer yüreğim bir tanem senin en yüce olan yerin sen benim yüreğimin sahibisin sen benim her şeyimsin.
Seni önce Allaha sonra sana emanet ediyorum, sen her şeyin üstesinden gelirsin buna adım gibi inanıyorum ve beni bekleyeceğini adım gibi biliyorum Allah büyüktür bir tanem elbet kavuşuruz elbet ellerim yine ellerini tutar, gözlerim gece gözlerini yine seyreder seni seviyorum bir tanem Allaha emanet ol ve son bir şey daha var BENİ UNUMA BENİ UNUTMA!
Seni seviyorum canım can damarım benim. Ben yokmuşum gibi davranma beni yüreğinde yaşat ben seni hayat yaptım ve orada da yine seni yaşamaya devam edeceğim. Yazan:ORHAN KEŞKEKOĞLU